ecnebilerin "mental accounting" adını
verdikleri, bizim "zihinsel muhasebe" diyebileceğimiz ilginç mi
ilginç, tuhaf mı tuhaf bir kavram bu. insan mantığının akıldan, mantıktan,
rasyonellikten ne kadar uzak olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
(saadettin teksoy ağzını mazur görünüz, kendimi kaybettim bir an.)
şöyle bir şey "zihinsel muhasebe":
insanoğlu nesnelere, eşyalara değer biçerken, kafasında bir şeyin kıymetini
belirlerken (daha doğrusu tahmin ederken) veya ekonomik bir karar vermek
amacıyla birkaç şeyin bedelini karşılaştırırken (misal: sinemaya gitmek ile
kaçak vcd almak arasında kararsız kalmış bir genç düşünün - seçeneklerden
birinin suç olduğunu gözardı edin), mevzubahis nesneleri sık sık mantıksız
temellere dayanan, garip şekillerde kategorize ediyorlar; ve insanların
davranışları üzerinde sadece ellerindeki bilgiler değil, o bilgilerin bu
irrasyonel kategorizasyonları da hayli etkili oluyor. bu mantıksızlığın en
basit örneği, ikisinin de ekonomik değeri tıpatıp aynı olmasına, aynı mal ve
servisleri almak için kullanılabilecekleri, aynı gayelere hizmet edebilecekleri
halde, kişinin piyangodan kazandığı 100 milyon tl.'ye, çalışarak kazandığı 100
milyon tl.'den çok daha farklı yaklaşması; bu meblağları zihninde farklı
kasalara koyması ve "haydan gelen huya gider" mantığı ile ilkini har
vurup harman savurmaya çok daha yatkın olmasıdır. o zamanlar zihinsel
muhasebeden falan haberdar olmadığım için, 1996 yılında piyangodan kazandığım 1
milyon dolarla kendime 100,000 adet disneyland bileti almıştım, hala ona
yanarım.
diğer bir deyişle, insanoğlunun karar
mekanizmasında, istek/arzu/ihtiyaçlarının ne oldukları ve seçtikleri
davranışların bu istek/arzu/ihtiyaçlarının gerçekleştirilmesine olası etkileri
hakkında ellerinde bulunan bilgi kadar, bu bildiklerinin beyinde ne şekilde
sıralandığının, seçeneklerin gri hücrelerde ne şekilde kategorize edildiğinin,
hangi sırayla değerlendirildiğinin de önemi var; ki bu da dehşet derecede
anlamsız, mantıksız ve tuhaf bir durum.
her ne kadar zihinsel muhasebe kavramının mucidi
değilseler de (o şeref university of chicagolu ekonomist richard thaler'a ait),
bu alandaki en ilginç, en şaşırtıcı deneyleri daniel kahneman ve amos tversky
yapmışlar. mesela bu çalışmalardan bir tanesinde, deneklere bir broadway
oyununa gitmek üzere yolda olduklarını hayal etmeleri söyleniyor (bunu hayal
etmekte zorlanan denekler, "düşük iq" sebebiyle deneyden
çıkarılıyorlar.) deneklerin bir kısmına, biletlerini önceden aldıkları,
tiyatroya ulaştıklarında ise ş40'lık biletlerini kaybettiklerini ya da
çaldırdıklarını fark ettikleri söyleniyor, ve yeni bilet almak isteyip
istemeyecekleri soruluyor. bu durumda çoğunluk yeni bilet için 40 dolar daha
harcamak istemiyor, deneklerin büyük kısmı oyunu seyretmeden eve dönmeyi tercih
ediyorlar. ikinci bir gruba ise, biletsiz yola çıktıkları, bilet almak için
tiyatronun gişesine geldiklerinde ise cüzdanlarından 40 doların kaybolmuş ya da
çalınmış olduğunu fark ettikleri söyleniyor (yani ilk gruptaki denekler gibi,
onlar da kırkar dolar daha fakir durumdalar) ve bu durumda yine de bilet almak
isteyip istemeyecekleri soruluyor. bu senaryoda ise çoğunluk yeni bilet alıp
oyunu seyretmeyi tercih ediyorlar. iki gruptaki denekler de kırkar dolar
kaybettikleri halde, ilk gruptakiler bilet çaldırmayı kafalarında tiyatroyu
seyretmekle bağdaştırıyorlar, ve de ikinci defa bilet satın almaya
yanaşmıyorlar; ikinci gruptakiler ise nakit paranın çalınmasını tiyatro oyunu
ve bilet almaktan bağımsız bir olay olarak kategorize ediyorlar, ve de genelde
bir 40 dolar daha harcayıp oyunu seyretmekte beis görmüyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder