12 Aralık 2015 Cumartesi

Beyaz saray

binanın resmi olarak "beyaz saray" adını alması theodore roosevelt'in resmi yazışmalarını yaptığı antetli kağıdın tepesine "white house" yazdırmaya başladığı 1902 yılına tekabül etse de, amerika birleşik devletleri başkanı'nın yaşadığı ve çalıştığı yapıya "beyaz saray" denilmesi daha eskilere - hatta binanın beyaza boyanmasından bile gerilere - dayanıyor.

beyaz saray’ ın ilk inşaatı sırasında ham madde olarak "virginia gray freestone" adı verilen, ve virginia'dan ithal gri bir taş kullanılmış, ve 1812 savaşı'nda ingilizler yıkıp yağmalamadan önce bu bina 14 yıl boyunca griymiş. ve yapının ilk planları çizildiğinde, ilk tasarımları yapıldığında, kendisine kısaca "the palace" (saray) deniliyormuş. ismi önce “the president’s palace” (başkan’ın sarayı) olarak anılırken, daha sonra “saray” sözcüğünün monarşik çağrışımları sebebiyle “executive mansion” (idari konak ya da yönetimsel malikane) olarak değiştirilmiş. fakat kimsenin çözemediği sebeplerle, 1810 yılından itibaren halk arasında bu binaya "white house", yanı "beyaz saray" denilmeye başlanmış. 1812 savaşı 1814 yılında bittikten sonra (savaşa isim takanların matematiği biraz zayıf imiş) (bkz: treaty of ghent), bina onarılmış, ve de yangın sırasında oluşan islerin üstünü kapatmak için beyaza boyanmış. en başta dediğim gibi (unutanlar için tekrarlayalım), 1902 yılında da resmi olarak "beyaz saray" ismini almış. (malumu ilam oluyor yine, fakat "white house"'un doğru tercümesi aslında "beyaz ev", niçin "beyaz saray" diyoruz, asla anlayamamışımdır. osmanlı'dan kalma bir gelenek olsa gerek, belki biraz da ihtişam merakı.) nasıl olmuş da halk 1810'dan itibaren bu binaya "white house" demeye başlamış, 4 yıl sonra yakılıp yıkılacağı ve onarıldığında beyaza boyanacağı insanlara malum mu olmuş, bu da benim çözemediğim bir muamma.

bu arada ikametgah senedi'ni washington dc muhtarlığından alan ve de "1600 pennsylvania avenue'de otururum muhtarım" diyen ilk başkan john adams idi, 1800 yılında beyaz saray'a taşınmıştı.

beyaz saray'ın - günlük turistik turlar haricinde - asla ayak basamayacağınız, delicesine korunan bir bina, adeta bir kaleye dönüşmesi nispeten yeni bir gelişme. warren g harding'in başkan olduğu yıllarda bile (1921-23 yılları olduğunu bilmemeniz doğal, o yıllarda biz de ülkece biraz meşgulduk malum) halkın beyaz saray'ın bahçesinde piknik yapmasına izin verilirmiş. hatta, beyaz saray'ın ön kapısının zilini çaldığınız vakit, kapıyı bazen başkanın ta kendisi açarmış. o yıllarda az mı zili çalıp kaçmıştık, bahçedeki yaşlı meşenin arkasına saklanıp zavallı harding'in kapıyı açmasını, şaşkın şaşkın etrafa bakmasını seyretmiştik. geçmiş zaman olur ki...


mazide daha da gerilere uzanacak olursak, 1842 yılında başkan john tyler’in daveti üzerine bayramlık elbiselerini kuşanıp beyaz saray’a icab eden charles dickens, kapıda kendisini kimsenin karşılamaması üzerine, sakin sakin kapıyı açmış, ve de içeri girivermiş. kendi kendine 5-10 dakika beyaz saray’da dolaştıktan, odalara girip çıktıktan sonra, en nihayet odaların birinde başkan’ın birkaç yardımcısını bulmaya muvaffak olmuş. koyu bir muhabbete dalmış olan başkan yaverlerinin gayet laubali bir şekilde tütün çiğneyip beyaz saray’ın yerlerine tükürdüğünü hayret ve dehşetle gözlemleyen dickens’in ağzından çıkan ilk söz “başkan’ın daveti üzerine buradayım” veya “merhaba gençler, nasılsınız, ne konuşuyorsunuz?” değil, “umarım salyalarınızı, balgamlarınızı temizleyen zavallı hizmetçilere yüksek bir maaş ödeniyordur” olmuş. sosyal bilinci gelişmiş bir yazar idi dickens, bu tür haksızlıklara hiç tahammül edemezdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder