ismindeki "s" harfi hiçbir sözcüğün
kısaltması değildir, yani amerika birleşik devletleri'nin 33. başkanı'nın göbek
adı sadece ve sadece "s" harfinden ibarettir.
harry s truman 8 mayıs 1884 tarihinde dünyaya
geldiğinde, annesi (martha ellen truman) ve babası (john anderson truman) bir
türlü yeni doğmuş yavrularına ne isim vereceklerine karar verememişler
("acaba sürpriz mi olmuş doğumu? niçin isim düşünmeye hamilelik döneminde
başlamamışlar ki?" diye düşünmeden edemiyor insan. ben edemiyorum en
azından.) hatta bu sebeple sevimli harry'i doğurtan doktor ebeveynlerin isim
seçmesini beklemekten cinnet geçirme noktasına gelince dayanamayıp nüfus
dairesine gitmiş ve de isim hanesini boş bırakarak trumanlar'ın bebeğinin
kaydını yaptırmış. uykusuz geceler boyunca yaptıkları uzun tartışmalar
sonucunda john ve martha bebeğin ismini dayısı "harrison young"'un
anısına harry koymaya karar vermişler. tam bu hayati kararı en doğru şekilde
almanın haklı gururu ile dinlenmek üzere yatak odalarına geçeceklermiş ki,
harry'e göbek adı takmayı unuttuklarını fark etmişler, ve de birkaç ay sürmesi
beklenen bir brainstorming seansı için kendilerine 6 ay yetecek kadar erzakla
beraber çalışma odasına geçmişler. neyse efendim uzatmayalım, düşünmüşler,
taşınmışlar, ve en sonunda göbek adı adaylarını ikiye indirmeyi başarmışlar:
martha'nın babası (harry'nin dedesi) solomon young'ın anısına
"solomon" veya john'un babası (harry'nin büyükbabası) anderson shippe
truman'ın anısına "shippe". iki tarafın da taviz vermeyeceği,
"peki sevgili karıcığım/kocacığım, senin babanın şerefine solomon/shippe
koyalım harry'nin göbek adını" demeyecekleri aşikar olduğunda ise, işin
içinden çıkmak için dahiyane bir fikir bulmuşlar. john anderson truman'ın gizli
günlüğünden aktaralım: "sevgili günlük, nasılsın? ben çok iyiyim
hamdolsun. martha ile aylardır harry'nin göbek adı konusunda tartışıyorduk,
ikimiz de kendi babamızın adını koymak konusunda ısrar ediyorduk, sonunda çözdük
sorunu: göbek adı "s" olacak, hem solomon'un, hem de
"shippe"'nin "s"'si, böylece her ikisinin de anısını
yaşatmış olacağız. ne hoş değil mi? bizim hanımın uykusu geldi, gitmem lazım.
hoşçakal günlük."
"s" teknik olarak herhangi bir sözcüğün
kısaltması olmadığı için sonuna nokta konulması gerekmiyor haliyle, o yüzden de
abd'nin 33. başkanının isminin doğru yazılışı aslında sözlükteki başlıkta
yazıldığı gibi (yukarı bakın), ama harry s truman kendi ismini hep "harry
s. truman" şeklinde yazmış, imzasını da öyle atmış. başkan olduğu için de
(üstelik de fazla sinirlendiğinde atom bombası atmak gibi bir huyu olduğundan)
kimse çıkıp "hey harry, o "s" kısaltma değil ki, niye sonuna
nokta koyuyorsun? adını da "harry." diye yazsana o zaman, ahahaha
" diye dalga geçmeye cesaret edememiş.
bu tür talihsiz isim kazalarına bir başka örnek de,
18. amerikan başkanı (ve amerikan iç savaşı’nın muzaffer komutanı) ulysses s.
grant’dir. ulysses grant olarak doğmuş (ki bu da pek matah bir isim değil
aslında, ulysses diye isim mi olur çağımızda, allahaşkına?), lakin kara harp
akademisine* yazılırken ismine yanlışlıkla bir “s” harfi eklenmiş, ulysses
grant de “hoş durdu yahu!” diyerek, “simpson” göbek adını eklemiştir ismine.
bir de sözlüğümüzde izine rastlayamadığımız, fakat amerikan gazetecilik
tarihinde oldukça mühim bir yeri olan walter winchell isimli köşe yazarı
vardır. genelde dedikodu gazeteciliği yapan walter winchell (nee walter
winchel), bu sevimsiz mesleğini hakkını vererek, sözünü sakınmayarak icra
ettiği, yazılarını hoş kelime oyunları ve kinayelerle süslediği, ve de fötr
şapkasını kafasından eksik etmediği için 1930’lu ve 40’lı yıllarda özellikle
new york ve çevresinde "zehir gibi yazar, ikinci bir aykut ışıklar!"
olarak haklı bir şöhret kazanmıştır. yazarı olduğu bir tiyatro oyununun
afişinde isminin sonuna fazladan bir “l” eklendiğini gören winchel, tıpkı
başkan grant gibi “hoş durdu yahu!” diyerek, yeni ismini hevesle benimsemiştir.
aynı şekilde “israel baline” isimli bir besteci de, bir matbaacı hatası sonucunda
soyadı “berlin”’e dönüşünce, “hmm, bu daha iyiymiş” diyerek ismini irving
berlin’e değiştirmiştir.
böyle bir sürü isim kazası var aslında tarihte, yaz
yaz bitmiyor, fakat benim bu insanlara ve bu neşeli hikayelere özel bir ilgi
duymamın, sempati beslememin farklı bir sebebi var: adları kendi istekleri ve
insiyatifleri hariçinde değiştirilenler, ismini ellerinde olmayan bir sebeple
kaybedenler kulübüne ben de üyeyim. eğer 1972 yılının soğuk bir aralık sabahı,
askerlik şubesindeki görevli babama dönüp “sizin dönemde bir “saban” daha var,
bundan sonra senin soyadın “sarısaban” olsun” demeseydi, ben de okul yıllarım
boyunca “pipo karasaban”, “pipo sarışaban”, ve hatta “pipo saçmasapan ” olaran
bilinmeyecek, halen zaman zaman “bay karıbasan”’a gönderilmiş mektuplar
almayacaktim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder