yaşama hakkı, ve özgürlük hakkı ile birlikte
amerikan bağımsızlık bildirgesi'nin* o en meşhur cümlesinde telaffuz edilen üç
temel haktan biridir mutluluk arayışı, mutluluğun peşinden koşma hakkı.
("we hold these truths to be self-evident, that all men are created equal,
that they are endowed by their creator with certain unalienable rights, that
among these are life, liberty and the pursuit of happiness.") ve eğer
birazdan tanıyacağınız daniel gilbert'a inanacak olursak, ki ben çoktan ikna
oldum söylediklerine, hakkındaki yargılarımızda bolca yanıldığımız, cehaletin
girdaplarında savrulduğumuz, özünü toptan ıskaladığımız bir mefhumdur aynı zamanda.
tanımsal konuşmak ister deli gönül: mutluluk arayışı
dediğimiz meretin özü bizi neyin mutlu, neyin mutsuz edeceği hususunda deneyim
ve bilgilerimizden yararlanarak bir takım tahmin ve öngörülerde bulunmak, ve
akabinde bu tahmin ve öngörüler ışığında mutluluk katsayımızı en yüksek düzeye
çıkaracak şekilde hareket etmeye çalışmaktır. tabii aramızdaki nihilistleri
tenzih ederim, her ne kadar onların da kendilerince azami mutluluğa ulaşmak
için çabaladıklarını iddia etmek mümkün olsa da. ve hepimiz, istisnasız her
birimiz ("her birimiz"in italik ve underlined olduğunu farzedin),
bizi neyin, ne derece mutlu ya da mutsuz edeceği konusundaki tahminlerimizde
sürekli faka basıyoruz, çuvallıyoruz, bir başka deyişle bu mutluluk
arayışımızda çaylak modunda çırpınıp duruyoruz, bir türlü yazarlığa, gammazlığa
terfi edemiyoruz.
aldığınız sıfır kilometre, son model arabanın sizi
tahmin ettiğiniz kadar uzun süre tatmin etmemesi, yeni arabanıza (veya
televizyonunuza, bilgisayarınıza, bulaşık makinenize) ilginizi düşündüğünüzden
daha çabuk kaybetmeniz; hatta kızılkayalar'da sıkı bir alkol seansının ardından
yediğiniz hamburgerlerin verdiği tatmin duygusunun, kızılkayalar'a doğru
yürürken hissettiğiniz heyecanı karşılayamaması, o hevesin yanında sönük
kalması, işte bunların hepsi mutluluğun doğası hakkındaki yanılgılarımızdan ve
mutluluk arayışındaki acemiliğimizden, gelecekteki hislerimizi tahmin etmekteki
beceriksizliğimizden kaynaklanıyor. ağaçtan düştüğünüzde kırılan bir bacak,
hayatınızın aşkı tarafından aldatıldığınızda kırılan bir kalp gibi tek bir
muazzam acının, sizi daha küçük fakat kronik bir acıya nazaran (hafif ama
sürekli sızlayan bir diz, gergin bir evlilik) daha mutsuz edeceğini
düşündüğünüzde yanılıyorsunuz; işten çıkartılıp uzun bir süre işsiz kalmanın
altından kalkılamaz bir felaket olacağı yönündeki inancınız da gerçeği
yansıtmıyor; hatta ailedeki bir ölümün sizi ömür boyu kedere ve melale mahkum
edeceğini hissettiğinizde bile kendinizi yanıltmaya devam ediyorsunuz (sırf siz
değil tabii, ben de aynı kör dövüşün parçasıyım, aynı yanılgı girdaplarında
çırpınıyorum.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder