15 Aralık 2015 Salı

Multuluğu aramak

yaşama hakkı, ve özgürlük hakkı ile birlikte amerikan bağımsızlık bildirgesi'nin* o en meşhur cümlesinde telaffuz edilen üç temel haktan biridir mutluluk arayışı, mutluluğun peşinden koşma hakkı. ("we hold these truths to be self-evident, that all men are created equal, that they are endowed by their creator with certain unalienable rights, that among these are life, liberty and the pursuit of happiness.") ve eğer birazdan tanıyacağınız daniel gilbert'a inanacak olursak, ki ben çoktan ikna oldum söylediklerine, hakkındaki yargılarımızda bolca yanıldığımız, cehaletin girdaplarında savrulduğumuz, özünü toptan ıskaladığımız bir mefhumdur aynı zamanda.

tanımsal konuşmak ister deli gönül: mutluluk arayışı dediğimiz meretin özü bizi neyin mutlu, neyin mutsuz edeceği hususunda deneyim ve bilgilerimizden yararlanarak bir takım tahmin ve öngörülerde bulunmak, ve akabinde bu tahmin ve öngörüler ışığında mutluluk katsayımızı en yüksek düzeye çıkaracak şekilde hareket etmeye çalışmaktır. tabii aramızdaki nihilistleri tenzih ederim, her ne kadar onların da kendilerince azami mutluluğa ulaşmak için çabaladıklarını iddia etmek mümkün olsa da. ve hepimiz, istisnasız her birimiz ("her birimiz"in italik ve underlined olduğunu farzedin), bizi neyin, ne derece mutlu ya da mutsuz edeceği konusundaki tahminlerimizde sürekli faka basıyoruz, çuvallıyoruz, bir başka deyişle bu mutluluk arayışımızda çaylak modunda çırpınıp duruyoruz, bir türlü yazarlığa, gammazlığa terfi edemiyoruz.


aldığınız sıfır kilometre, son model arabanın sizi tahmin ettiğiniz kadar uzun süre tatmin etmemesi, yeni arabanıza (veya televizyonunuza, bilgisayarınıza, bulaşık makinenize) ilginizi düşündüğünüzden daha çabuk kaybetmeniz; hatta kızılkayalar'da sıkı bir alkol seansının ardından yediğiniz hamburgerlerin verdiği tatmin duygusunun, kızılkayalar'a doğru yürürken hissettiğiniz heyecanı karşılayamaması, o hevesin yanında sönük kalması, işte bunların hepsi mutluluğun doğası hakkındaki yanılgılarımızdan ve mutluluk arayışındaki acemiliğimizden, gelecekteki hislerimizi tahmin etmekteki beceriksizliğimizden kaynaklanıyor. ağaçtan düştüğünüzde kırılan bir bacak, hayatınızın aşkı tarafından aldatıldığınızda kırılan bir kalp gibi tek bir muazzam acının, sizi daha küçük fakat kronik bir acıya nazaran (hafif ama sürekli sızlayan bir diz, gergin bir evlilik) daha mutsuz edeceğini düşündüğünüzde yanılıyorsunuz; işten çıkartılıp uzun bir süre işsiz kalmanın altından kalkılamaz bir felaket olacağı yönündeki inancınız da gerçeği yansıtmıyor; hatta ailedeki bir ölümün sizi ömür boyu kedere ve melale mahkum edeceğini hissettiğinizde bile kendinizi yanıltmaya devam ediyorsunuz (sırf siz değil tabii, ben de aynı kör dövüşün parçasıyım, aynı yanılgı girdaplarında çırpınıyorum.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder