14 Aralık 2015 Pazartesi

İbn Arabi

ismi ebubekir muhiddin muhammed bin ali olup, künyesi ebu abdullah'tır. ibn arabi ve seyh-i ekber diye nam salmıştır. ispanya'da endülüs devleti zamanında, mürsiye kentinde doğdu. (1162 - 1240)

ilk tahsiline burada başladı. yalnızca büyük bir yazar değil, aynı zamanda büyük bir şairdi. kurtuba'da kadılık yapan, çağının en meşhur filozoflarından ibn rüşd ile görüşmesini fütuhatında şöyle anlatır:
"ben o zaman henüz bıyıkları çıkmamış bir genç idim. yanına gidince ibn rüşd ayağa kalkıp bana sevgi ve saygı gösterdi. boynuma sarıldı ve 'evet mi?' dedi. ben hemen 'evet' dedim. onu anladığımı düşünerek benimle görüştüğüne daha da sevindi. fakat bendeki hangi şeyin onu sevindirdiğini sezdim ve hemen 'hayır' dedim. bunun üzerine canı sıkıldı, rengi değişti. yanındaki şey hususunda tereddüde düştü ve sordu: 'keşf ve ilahi feyz hususunu nasıl buldun? bu, aklın bize verdiğinin aynısı mı?' dedim ki: 'evet, hayır! evet ile hayır arasında ruhlar maddelerinden, başlar da bedenlerinden uçar.' bunun üzerine benzi sarardı, titremeye başladı. çünkü neye işaret ettiğimi anlamıştı."
ibn rüşd, ondaki ilahi mazhariyete ve yüksek kabiliyete hayran olmuştu.

muhiddin arabi kendisini yine ziyaret etmeyi düşündüyse de, bir gece rüyasında filozofla arasına bir perde çekilmiş olduğunu gördü. bunu aralarındaki meslek ve meşrep ayrılığına manevi bir işaret saydı.

risaleler dahil beşyüz civarında kitaba imza atmış, belki de islam aleminde hakkında en çok tartışılan alimdir. fütuhatının birinci cildinde şunları söyledi: "allah kemâl sahibidir. kainatta kendi kemâlini göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır. mükemmel şekil küredir. onun için kâinat küreler halinde yaratılmıştır. dünya küre şeklindedir ve ekseni etrafında dönmektedir."

ayrıca şahsına izafe edilen bir kitapta "iza dehallesinu veşşin. zehere kabru muhiddin", yani "sin, şın'a girince, muhiddin kabri meydana çıkar" diye o zamanlar yazdığında, birçokları bu sözün altında yatanı anlayamadı. yetmişsekiz yaşındayken şam'da vefat etti. ancak her nasılsa bir süre sonra ilgisizlikten mezarı kayboldu. uzun yıllar meçhul ve kimsesiz kalan mezar, sultan selim'in şam'ı fethinden sonra keşfedildi. kabrini araştırıp bulduran padişah, üzerine güzel bir türbe, yanına da bir cami ve imaret yaptırdı. burada bir nüansı açığa kavuşturmak gerekirse, nasıl ki gazali daha çok davranış ilmi, yani ibadet ve ahlak gibi konular üzerinde durduysa, muhiddin arabi de mükaşefe ilmine, yani ilham ve marifete ağırlık verdi. çünkü fütuhatında değindiği üzere, ona göre muamele ilmini gazali hallettiğinden, kendisine mükaşefe ilminin halledilmesi kalmıştı.

ve demiştir ki;

"maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler."

"yeryüzünde nice dolaşan vardır ki, yer ona lânet eder. yer üzerinde nice secde eden vardır ki yer onu kabul etmez. nice dua eden vardır ki kelamı dudağının ucunu geçmez."

"sabır, nefsi, hak'tan gayrısına şikayetten hapistir."

"iyi dost, misk satan gibidir. hiç olmazsa güzel kokusundan istifade edilir. kötü arkadaş da körük çeken gibidir. üzerine kıvılcımı sıçramasa bile dumanı gelir."

"o halde uyanık ve dikkatli ol. muhakkak ki yüce allah sana senden başkasıyla öğüt verdi ve düşün, üzerine o'nun hitabı gelen kimseye bu hitab nereden geldi?"


kaynak: 7 erenler / murat malay

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder