ismi ebubekir muhiddin muhammed bin ali olup,
künyesi ebu abdullah'tır. ibn arabi ve seyh-i ekber diye nam salmıştır.
ispanya'da endülüs devleti zamanında, mürsiye kentinde doğdu. (1162 - 1240)
ilk tahsiline burada başladı. yalnızca büyük bir
yazar değil, aynı zamanda büyük bir şairdi. kurtuba'da kadılık yapan, çağının
en meşhur filozoflarından ibn rüşd ile görüşmesini fütuhatında şöyle anlatır:
"ben o zaman henüz bıyıkları çıkmamış bir genç
idim. yanına gidince ibn rüşd ayağa kalkıp bana sevgi ve saygı gösterdi.
boynuma sarıldı ve 'evet mi?' dedi. ben hemen 'evet' dedim. onu anladığımı
düşünerek benimle görüştüğüne daha da sevindi. fakat bendeki hangi şeyin onu
sevindirdiğini sezdim ve hemen 'hayır' dedim. bunun üzerine canı sıkıldı, rengi
değişti. yanındaki şey hususunda tereddüde düştü ve sordu: 'keşf ve ilahi feyz
hususunu nasıl buldun? bu, aklın bize verdiğinin aynısı mı?' dedim ki: 'evet,
hayır! evet ile hayır arasında ruhlar maddelerinden, başlar da bedenlerinden
uçar.' bunun üzerine benzi sarardı, titremeye başladı. çünkü neye işaret
ettiğimi anlamıştı."
ibn rüşd, ondaki ilahi mazhariyete ve yüksek
kabiliyete hayran olmuştu.
muhiddin arabi kendisini yine ziyaret etmeyi
düşündüyse de, bir gece rüyasında filozofla arasına bir perde çekilmiş olduğunu
gördü. bunu aralarındaki meslek ve meşrep ayrılığına manevi bir işaret saydı.
risaleler dahil beşyüz civarında kitaba imza atmış,
belki de islam aleminde hakkında en çok tartışılan alimdir. fütuhatının birinci
cildinde şunları söyledi: "allah kemâl sahibidir. kainatta kendi kemâlini
göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır. mükemmel şekil küredir. onun için
kâinat küreler halinde yaratılmıştır. dünya küre şeklindedir ve ekseni
etrafında dönmektedir."
ayrıca şahsına izafe edilen bir kitapta "iza
dehallesinu veşşin. zehere kabru muhiddin", yani "sin, şın'a girince,
muhiddin kabri meydana çıkar" diye o zamanlar yazdığında, birçokları bu
sözün altında yatanı anlayamadı. yetmişsekiz yaşındayken şam'da vefat etti.
ancak her nasılsa bir süre sonra ilgisizlikten mezarı kayboldu. uzun yıllar
meçhul ve kimsesiz kalan mezar, sultan selim'in şam'ı fethinden sonra
keşfedildi. kabrini araştırıp bulduran padişah, üzerine güzel bir türbe, yanına
da bir cami ve imaret yaptırdı. burada bir nüansı açığa kavuşturmak gerekirse,
nasıl ki gazali daha çok davranış ilmi, yani ibadet ve ahlak gibi konular
üzerinde durduysa, muhiddin arabi de mükaşefe ilmine, yani ilham ve marifete
ağırlık verdi. çünkü fütuhatında değindiği üzere, ona göre muamele ilmini
gazali hallettiğinden, kendisine mükaşefe ilminin halledilmesi kalmıştı.
ve demiştir ki;
"maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu
içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler."
"yeryüzünde nice dolaşan vardır ki, yer ona
lânet eder. yer üzerinde nice secde eden vardır ki yer onu kabul etmez. nice
dua eden vardır ki kelamı dudağının ucunu geçmez."
"sabır, nefsi, hak'tan gayrısına şikayetten
hapistir."
"iyi dost, misk satan gibidir. hiç olmazsa
güzel kokusundan istifade edilir. kötü arkadaş da körük çeken gibidir. üzerine
kıvılcımı sıçramasa bile dumanı gelir."
"o halde uyanık ve dikkatli ol. muhakkak ki
yüce allah sana senden başkasıyla öğüt verdi ve düşün, üzerine o'nun hitabı
gelen kimseye bu hitab nereden geldi?"
kaynak: 7 erenler / murat malay
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder