ing. "something old, something new, something
borrowed, something blue" deyişinin kısaltılmış hali (50 karakter sınırı
var, malum.)
"eski bir şey, yeni bir şey, ödünç alınmış bir
şey, mavi bir şey" anlamına gelir, fakat ingilizcesi daha bir şiirsel
sanki. viktorya devri'nde birleşik krallık'ta ortaya cıkmış ve günümüzde
anglo-amerikan ülkelerde (ingiltere, amerika birleşik devletleri, kanada,
avustralya, yeni zelanda, irlanda, iskoçya, ve belki de uruguay?) hala
süregelen bir düğün geleneğidir. adından da anlaşılacağı üzere, gelinin düğün
törenine katılırken üstünde eski bir şey, yeni bir şey, ödünç alınmış bir şey,
ve mavi bir şey taşımasını öngörür.
tek tek ele almak gerekirse:
eski bir şey: gelenek, devamlılık, nesiller arası
süreklilik gibi kavramları temsil eder, ve de gelinin eski (bekar) hayatına ve
ailesine olan bağının simgesidir. ayrıca yeni evli çiftin eski dostlarının
onları evliliklerinden sonra da yalnız bırakmayacağına da işaret eder. viktorya
devri'nde genelde bu "eski şey" gelinin halihazırda mutlu bir evlilik
yaşayan bir arkadaşının jartiyeri olurmuş "mutlu evlilik"'in sürtünme
yoluyla yeni geline de geçmesi için (terbiyesiz viktoryalılar), günümüzde ise
törelerine bağlı gelinler genelde annelerinin gelinliğini giyerler, veya aile
yadigarı bir mücevher takarlar, öyle jartiyerle, sütyenle uğraşmazlar.
yeni bir şey: yeni evli çifte evliliklerinde sağlık,
mutluluk, başarı getireceği düşünülür, ve ortak geleceklerinin mutluluk dolu
olacağına dair ümitleri simgeler. bunun oldukça saf bir beklenti olduğu boşanma
oranlarına bakılınca aşikar tabii, ama iyi niyetlerini takdir etmek lazım yine
de. geleneğin bu unsurunun gereğini yerine getirmek pek zor değildir, eğer
giyilecek gelinlik yeni ise, bu yeterli olur zaten, yok eğer gelinlik
kiralanmışsa (ne ayıp), veya annenin/anneannenin gelinliği ise, nasıl olsa yeni
bir şey (toka, yüzük, iç çamaşırı, vs.) takıştırılıverilir kıyafetin bir
köşesine.
ödünç alınmış bir şey: gelinin ailesinden birisinin
ya da yakın çevresinden bir arkadaşının (mutlu bir evlilik yaşayan bir arkadaş
olması tercih sebebidir) ona düğün töreninde üzerinde taşıyabileceği bir şey
(mendil, mücevher, takı, su tabancası, vs. şaka yaptım, su tabancası ödünç
verilmez, onu gelinin kendisinin getirmesi lazım) vermesi lazım gelir. bu ödünç
nesne gelinin ailesinin veya arkadaşlarının ona olan sevgi ve bağlılığının
simgesidir, ve de teamüller gereği düğün sonrasında geri verilmesi zorunludur,
yoksa yeni evli çifte uğursuzluk getirir, başlarından felaketler eksik olmaz
(parantez açıp ekleyeyim, pek kimse bilmez bu kuralın orijinini; viktorya
devri’nde ödünç alınan nesneyi geri vermek mecburi değildi, gelinin takdirine
kalmıştı; fakat rose dewitt bukater – hani titanic’te kate winslett
canlandırmıştı gençliğini - 1913 yılında kendisine düğün töreni için harry
winston tarafından ödünç verilen elmas kolyeyi hacılamaya kalkışınca, böyle bir
kuralın getirilmesi de kaçınılmaz oldu. o titanic filminde gördüğünüz mavi
elmas kolyeden bahsediyorum, evet.)
mavi bir şey: bağlılık, sadakat, saflık semboludur
("saf" burada "naif" değil, "arı" anlamına
geliyor. arı da bal yapan arı değil, "temiz, pak" anlamında. pak da
"pakistan"'ın uluslararası kısaltması olan pak değil.) yalnız
geleneğin bu kısmı viktorya devri’nin birleşik krallığında değil, milattan önce
2. yy.’da israil’de, gelinlerin sadakat simgesi olarak saçlarına mavi kurdela
takmalarıyla başlamıştır.
aslında bu deyişin sonuna bir de "and a silver
sixpence in her shoe" ("ve ayakkabının içine de bir gümüş
altıkuruş") ekleyenler de vardı eskiden, ama günümüzde deyişin o kısmı
gözardı edilir nedense. yine de onu da açıklayayım, tam olsun: zaten
anlamıştınız ama bu da gelinin ayakkabısının içine küçük bir madeni para
yerleştirmesini öngörür. eskiden gümüşmüş bu paralar, sonra zamanla bakır
kuruşlar tercih edilir olmuş. hem maddi refah, hem de manevi (mutluluk, neşe, keyif)
zenginlik simgesi ve temennisidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder