12 Aralık 2015 Cumartesi

Something old something new

ing. "something old, something new, something borrowed, something blue" deyişinin kısaltılmış hali (50 karakter sınırı var, malum.)

"eski bir şey, yeni bir şey, ödünç alınmış bir şey, mavi bir şey" anlamına gelir, fakat ingilizcesi daha bir şiirsel sanki. viktorya devri'nde birleşik krallık'ta ortaya cıkmış ve günümüzde anglo-amerikan ülkelerde (ingiltere, amerika birleşik devletleri, kanada, avustralya, yeni zelanda, irlanda, iskoçya, ve belki de uruguay?) hala süregelen bir düğün geleneğidir. adından da anlaşılacağı üzere, gelinin düğün törenine katılırken üstünde eski bir şey, yeni bir şey, ödünç alınmış bir şey, ve mavi bir şey taşımasını öngörür.

tek tek ele almak gerekirse:

eski bir şey: gelenek, devamlılık, nesiller arası süreklilik gibi kavramları temsil eder, ve de gelinin eski (bekar) hayatına ve ailesine olan bağının simgesidir. ayrıca yeni evli çiftin eski dostlarının onları evliliklerinden sonra da yalnız bırakmayacağına da işaret eder. viktorya devri'nde genelde bu "eski şey" gelinin halihazırda mutlu bir evlilik yaşayan bir arkadaşının jartiyeri olurmuş "mutlu evlilik"'in sürtünme yoluyla yeni geline de geçmesi için (terbiyesiz viktoryalılar), günümüzde ise törelerine bağlı gelinler genelde annelerinin gelinliğini giyerler, veya aile yadigarı bir mücevher takarlar, öyle jartiyerle, sütyenle uğraşmazlar.

yeni bir şey: yeni evli çifte evliliklerinde sağlık, mutluluk, başarı getireceği düşünülür, ve ortak geleceklerinin mutluluk dolu olacağına dair ümitleri simgeler. bunun oldukça saf bir beklenti olduğu boşanma oranlarına bakılınca aşikar tabii, ama iyi niyetlerini takdir etmek lazım yine de. geleneğin bu unsurunun gereğini yerine getirmek pek zor değildir, eğer giyilecek gelinlik yeni ise, bu yeterli olur zaten, yok eğer gelinlik kiralanmışsa (ne ayıp), veya annenin/anneannenin gelinliği ise, nasıl olsa yeni bir şey (toka, yüzük, iç çamaşırı, vs.) takıştırılıverilir kıyafetin bir köşesine.

ödünç alınmış bir şey: gelinin ailesinden birisinin ya da yakın çevresinden bir arkadaşının (mutlu bir evlilik yaşayan bir arkadaş olması tercih sebebidir) ona düğün töreninde üzerinde taşıyabileceği bir şey (mendil, mücevher, takı, su tabancası, vs. şaka yaptım, su tabancası ödünç verilmez, onu gelinin kendisinin getirmesi lazım) vermesi lazım gelir. bu ödünç nesne gelinin ailesinin veya arkadaşlarının ona olan sevgi ve bağlılığının simgesidir, ve de teamüller gereği düğün sonrasında geri verilmesi zorunludur, yoksa yeni evli çifte uğursuzluk getirir, başlarından felaketler eksik olmaz (parantez açıp ekleyeyim, pek kimse bilmez bu kuralın orijinini; viktorya devri’nde ödünç alınan nesneyi geri vermek mecburi değildi, gelinin takdirine kalmıştı; fakat rose dewitt bukater – hani titanic’te kate winslett canlandırmıştı gençliğini - 1913 yılında kendisine düğün töreni için harry winston tarafından ödünç verilen elmas kolyeyi hacılamaya kalkışınca, böyle bir kuralın getirilmesi de kaçınılmaz oldu. o titanic filminde gördüğünüz mavi elmas kolyeden bahsediyorum, evet.)

mavi bir şey: bağlılık, sadakat, saflık semboludur ("saf" burada "naif" değil, "arı" anlamına geliyor. arı da bal yapan arı değil, "temiz, pak" anlamında. pak da "pakistan"'ın uluslararası kısaltması olan pak değil.) yalnız geleneğin bu kısmı viktorya devri’nin birleşik krallığında değil, milattan önce 2. yy.’da israil’de, gelinlerin sadakat simgesi olarak saçlarına mavi kurdela takmalarıyla başlamıştır.


aslında bu deyişin sonuna bir de "and a silver sixpence in her shoe" ("ve ayakkabının içine de bir gümüş altıkuruş") ekleyenler de vardı eskiden, ama günümüzde deyişin o kısmı gözardı edilir nedense. yine de onu da açıklayayım, tam olsun: zaten anlamıştınız ama bu da gelinin ayakkabısının içine küçük bir madeni para yerleştirmesini öngörür. eskiden gümüşmüş bu paralar, sonra zamanla bakır kuruşlar tercih edilir olmuş. hem maddi refah, hem de manevi (mutluluk, neşe, keyif) zenginlik simgesi ve temennisidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder