13 Aralık 2015 Pazar

Bibliyofobi

sadece kitap fobisi değildir bibliophobia, arachnophobic insanların sevimli örümceklerden tırsmalarına, veya paraskavedekatriaphobia sahibi kişilerin ayın onüçüne denk gelen cuma günlerinde* evlerinden çıkmaya cesaret edememelerine benzemez. bibliophobia kitapların cisimlerinden, fiziksel özelliklerinden ziyade içeriklerinden rahatsız olma; yazının ve düşüncenin gücünden korkma durumudur. özünde yabancı olana, öteki kabul edilene karşı duyulan güvensizlik, bilinmeyenin ürkütücülüğü yatar. tarih boyunca paganizm, erotizm gibi o günün değerlerine aykırı temalar içeren kitapların şehir meydanında kurulan şenlik ateşlerinde yakılmasının, günümüzde güvenlik güçlerinin satanist avlarına çıkmasının sorumlusudur bibliophobia. bugün maya uygarlığı hakkında bildiklerimiz bu derece sınırlıysa, bunun sebebi 1562 yılında meksika'yı işgal eden ispanyol ordusuna eşlik eden bir papazın, yerel kültür ve inançların izlerini silerek hristiyanlığın yayılması için fırsat yaratmak ve yeni dünyada hristiyanlığın önünü açmak amacıyla maya uygarlığı'na ait bütün kitapları yaktırmasıdır. ispanyol askerleri binlerce hiyeroglif eseri bir gün içinde yok ederek maya uygarlığı hakkında bilinenleri küle çevirdiler, bu uygarlığın hemen hemen bütün yazılı eserlerini, düşünsel mirasını yeryüzünden sildiler. aynı şekilde, 1914 yılında belçika'nın louvain şehrini işgal eden alman ordusu, gotik ve rönesans mimarisi konularındaki en önemli eserlerin saklandığı, mimarlık tarihi alanında dünyanın en mühim kaynağı kabul edilen louvain kütüphanesini - askeri açıdan hiçbir önem arz etmediği halde - yerle bir ederek, ve orada muhafaza edilen 300,000 eseri bir gecede yakarak (aralarındaki paha biçilemez el yazması kitaplar da dahil), bibliophobia'nın en yıkıcı, en hazin örneklerinden birine imza atmıştır. louvain kütüphanesi'nin alevler içinde yokoluşunu* izleyen adı meçhul bir belçikalı'nın yorumuna katılmamak mümkün değil: "böyle bir kütüphaneyi yakabilen bir almanya, düşünen, akılcı bir millet olmaktan çıkmış demektir." daha yakın tarihten bir örnek vermek gerekirse, polpot denen cani, yüzbinleri katlettiği gibi, antik kamboçya medeniyeti'ne ait tüm eserleri de yok etmişti. bilir misiniz ki 1970'lerin ortasında kızıl kmer mensupları yolda çevirdikleri sıradan vatandaşların burun kemiklerindeki izleri kontrol eder ve eğer bir kızarıklık görürlerse, "bu adam belli ki okuma gözlüğü takıyor, demek ki yasak kitapları okuyan aydınlardan olmalı" diyerek gözaltına alırlar, bazen gözaltına almaya bile zahmet etmeden oracıkta yargısız infaz ederlerdi? dediğim gibi, bibliophobia "kitap korkusu" ismiyle geçiştirilebilecek, veya "bir fobi, hastalık bir tür" olarak anlaşılabilecek bir mefhum değildir.


kartaca kütüphanesini yakan romalılar, boşnak kitap depolarını yağmalayan sırplar, şeriatı kabullenmeyen afgan vatandaşlarının bütün yazılı eserlerini yakan, kültürlerini yok eden yobaz talibanlar, sakson dilinin tüm izlerini tarih sayfalarından silen norman kavimleri, etrüskler'den günümüze tek bir tarihi belge bile ulaşmamasına sebep olan romalılar; hepsinin ortak noktası, bir dili, bir kültürü, bir toplumu yok etmenin yolunun onların kitaplarını ve eserlerini yok etmekten, kitap düşmanlığından, bibliophobia'dan geçtiğini görmeleri, "geçmişe hükmeden geleceğe; bugüne hükmeden de geçmişe hükmeder"* sözünün doğruluğunu çok iyi kavramış olmalarıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder