sadece kitap fobisi değildir bibliophobia,
arachnophobic insanların sevimli örümceklerden tırsmalarına, veya
paraskavedekatriaphobia sahibi kişilerin ayın onüçüne denk gelen cuma
günlerinde* evlerinden çıkmaya cesaret edememelerine benzemez. bibliophobia
kitapların cisimlerinden, fiziksel özelliklerinden ziyade içeriklerinden
rahatsız olma; yazının ve düşüncenin gücünden korkma durumudur. özünde yabancı
olana, öteki kabul edilene karşı duyulan güvensizlik, bilinmeyenin ürkütücülüğü
yatar. tarih boyunca paganizm, erotizm gibi o günün değerlerine aykırı temalar
içeren kitapların şehir meydanında kurulan şenlik ateşlerinde yakılmasının,
günümüzde güvenlik güçlerinin satanist avlarına çıkmasının sorumlusudur
bibliophobia. bugün maya uygarlığı hakkında bildiklerimiz bu derece sınırlıysa,
bunun sebebi 1562 yılında meksika'yı işgal eden ispanyol ordusuna eşlik eden
bir papazın, yerel kültür ve inançların izlerini silerek hristiyanlığın
yayılması için fırsat yaratmak ve yeni dünyada hristiyanlığın önünü açmak
amacıyla maya uygarlığı'na ait bütün kitapları yaktırmasıdır. ispanyol
askerleri binlerce hiyeroglif eseri bir gün içinde yok ederek maya uygarlığı
hakkında bilinenleri küle çevirdiler, bu uygarlığın hemen hemen bütün yazılı
eserlerini, düşünsel mirasını yeryüzünden sildiler. aynı şekilde, 1914 yılında
belçika'nın louvain şehrini işgal eden alman ordusu, gotik ve rönesans mimarisi
konularındaki en önemli eserlerin saklandığı, mimarlık tarihi alanında dünyanın
en mühim kaynağı kabul edilen louvain kütüphanesini - askeri açıdan hiçbir önem
arz etmediği halde - yerle bir ederek, ve orada muhafaza edilen 300,000 eseri
bir gecede yakarak (aralarındaki paha biçilemez el yazması kitaplar da dahil),
bibliophobia'nın en yıkıcı, en hazin örneklerinden birine imza atmıştır.
louvain kütüphanesi'nin alevler içinde yokoluşunu* izleyen adı meçhul bir
belçikalı'nın yorumuna katılmamak mümkün değil: "böyle bir kütüphaneyi
yakabilen bir almanya, düşünen, akılcı bir millet olmaktan çıkmış
demektir." daha yakın tarihten bir örnek vermek gerekirse, polpot denen
cani, yüzbinleri katlettiği gibi, antik kamboçya medeniyeti'ne ait tüm eserleri
de yok etmişti. bilir misiniz ki 1970'lerin ortasında kızıl kmer mensupları
yolda çevirdikleri sıradan vatandaşların burun kemiklerindeki izleri kontrol
eder ve eğer bir kızarıklık görürlerse, "bu adam belli ki okuma gözlüğü
takıyor, demek ki yasak kitapları okuyan aydınlardan olmalı" diyerek
gözaltına alırlar, bazen gözaltına almaya bile zahmet etmeden oracıkta yargısız
infaz ederlerdi? dediğim gibi, bibliophobia "kitap korkusu" ismiyle
geçiştirilebilecek, veya "bir fobi, hastalık bir tür" olarak
anlaşılabilecek bir mefhum değildir.
kartaca kütüphanesini yakan romalılar, boşnak kitap
depolarını yağmalayan sırplar, şeriatı kabullenmeyen afgan vatandaşlarının
bütün yazılı eserlerini yakan, kültürlerini yok eden yobaz talibanlar, sakson
dilinin tüm izlerini tarih sayfalarından silen norman kavimleri, etrüskler'den
günümüze tek bir tarihi belge bile ulaşmamasına sebep olan romalılar; hepsinin
ortak noktası, bir dili, bir kültürü, bir toplumu yok etmenin yolunun onların
kitaplarını ve eserlerini yok etmekten, kitap düşmanlığından, bibliophobia'dan
geçtiğini görmeleri, "geçmişe hükmeden geleceğe; bugüne hükmeden de
geçmişe hükmeder"* sözünün doğruluğunu çok iyi kavramış olmalarıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder