16 Aralık 2015 Çarşamba

John Stossel

kendisine bir libertarian (besim tibuk'un daha az saçmalayan versiyonu diye düşünün) havası vermeye çalışşa da, akıl mantık sahibi her libertarian'a "eğer o libertarian ise, bana komünist demenizi istiyorum arkadaşlar" dedirtecek kadar tutarlılıktan uzak, sağduyudan yoksun, muhabirlik etiğinden bihaber bir...gazeteci diyemiyorum...medya maymunudur. reha muhtar'a şapka cıkarttırabilecek bir demagoji uzmanı, polemik ustasıdır. amerika'da ikamet edenler kendisini cuma geceleri (10pm eastern, 9pm central) abc kanalında, 20/20 isimli magazin programının (televole anlamında değil tabii, "arena" - hala var mı emin değilim - ve "teketek" karışımı denilebilir sanırım) son 10 dakikasında izleyebilirler.

gazeteciliğin yüzkarası olmasının yanısıra, kendisi için çalışanlara hayatı zindan eden, yardımcılarını sık sık ağlatan, stajyerleri yerin dibine batıran, kimsenin yanında birkaç aydan fazla dayanamadıgı, kısacası akıllara ziyan bir patron olmasıyla da ünlüdür ("ünlü" derken, en azından medya çevrelerinde öyle bir şöhreti vardır anlamında, yoksa sokaktaki adama sorsanız "john sto..kim?" der büyük ihtimalle.)

hem gazetecilik etiğine ihanetini, hem de staffine olan tavrını daha iyi anlayabilmeniz için yanında çalışan yapımcı ve asistan yapımcılara dağıttıgı 1 sayfalık memorandumdan iki alıntıyla bitireyim bu hakkında düşündükçe sinirimi bozan adam hakkındaki entryimi:

"you can but do not need to write questions for me; i would prefer "bites" you would like me to elicit" ("isterseniz [röpartaj yapacağım insanlara sormam için] bana soru hazırlayabilirsiniz, ama buna gerek yok; karşımdakine söyletmemi istediğiniz cümleleri, "sound bite"'ları hazır etmenizi tercih ederim.")

benim buradan anladıgım, john stossel daha söyleşiyi yapmadan ne duymak istediğine, mülakat yaptıgı kişiye ne dedirtmeye çalışacagına karar vermiş oluyor, söyleşinin kendisi o cümleleri söyletmesi için vesile, onun dışında formalite icabı oluyor sadece - ki bu durumda da sürekli "habercilikte tarafsızlık ve doğruluk komitesi" tarafından cezalandırılmasına şaşmamak gerek.

"my life is often scheduled to the minüte. i will almost always be on time. please do not make me wait unnecessarily." ("benim hayatım çoğunlukla dakikası dakikasına planmıştır. ben hemen her zaman dakik olurum. lütfen gereksiz yere bekletmeyin beni.")


buradaki istek oldukça makul olsa da, tarzdaki "nöbetçiler atımı getirin" edası, zoraki kibarlık katılmış kısa emir cümleleri, bu samimiyetsizlik, bilmiyorum bir tek bana mı batıyor bütün bunlar, john stossel'ın gergin suratı bir tek beni mı geriyor? herhalde bir tek beni geriyor olsa gerek, bize ne aslında elalemin empati, sempati ve haysiyet yoksunu amerikalı televizyon şahsiyetinden?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder