kendisine bir libertarian (besim tibuk'un daha az
saçmalayan versiyonu diye düşünün) havası vermeye çalışşa da, akıl mantık
sahibi her libertarian'a "eğer o libertarian ise, bana komünist demenizi
istiyorum arkadaşlar" dedirtecek kadar tutarlılıktan uzak, sağduyudan
yoksun, muhabirlik etiğinden bihaber bir...gazeteci diyemiyorum...medya
maymunudur. reha muhtar'a şapka cıkarttırabilecek bir demagoji uzmanı, polemik
ustasıdır. amerika'da ikamet edenler kendisini cuma geceleri (10pm eastern, 9pm
central) abc kanalında, 20/20 isimli magazin programının (televole anlamında
değil tabii, "arena" - hala var mı emin değilim - ve
"teketek" karışımı denilebilir sanırım) son 10 dakikasında
izleyebilirler.
gazeteciliğin yüzkarası olmasının yanısıra, kendisi
için çalışanlara hayatı zindan eden, yardımcılarını sık sık ağlatan,
stajyerleri yerin dibine batıran, kimsenin yanında birkaç aydan fazla
dayanamadıgı, kısacası akıllara ziyan bir patron olmasıyla da ünlüdür
("ünlü" derken, en azından medya çevrelerinde öyle bir şöhreti vardır
anlamında, yoksa sokaktaki adama sorsanız "john sto..kim?" der büyük
ihtimalle.)
hem gazetecilik etiğine ihanetini, hem de staffine
olan tavrını daha iyi anlayabilmeniz için yanında çalışan yapımcı ve asistan
yapımcılara dağıttıgı 1 sayfalık memorandumdan iki alıntıyla bitireyim bu
hakkında düşündükçe sinirimi bozan adam hakkındaki entryimi:
"you can but do not need to write questions for
me; i would prefer "bites" you would like me to elicit"
("isterseniz [röpartaj yapacağım insanlara sormam için] bana soru
hazırlayabilirsiniz, ama buna gerek yok; karşımdakine söyletmemi istediğiniz
cümleleri, "sound bite"'ları hazır etmenizi tercih ederim.")
benim buradan anladıgım, john stossel daha söyleşiyi
yapmadan ne duymak istediğine, mülakat yaptıgı kişiye ne dedirtmeye
çalışacagına karar vermiş oluyor, söyleşinin kendisi o cümleleri söyletmesi
için vesile, onun dışında formalite icabı oluyor sadece - ki bu durumda da
sürekli "habercilikte tarafsızlık ve doğruluk komitesi" tarafından
cezalandırılmasına şaşmamak gerek.
"my life is often scheduled to the minüte. i
will almost always be on time. please do not make me wait unnecessarily."
("benim hayatım çoğunlukla dakikası dakikasına planmıştır. ben hemen her
zaman dakik olurum. lütfen gereksiz yere bekletmeyin beni.")
buradaki istek oldukça makul olsa da, tarzdaki
"nöbetçiler atımı getirin" edası, zoraki kibarlık katılmış kısa emir
cümleleri, bu samimiyetsizlik, bilmiyorum bir tek bana mı batıyor bütün bunlar,
john stossel'ın gergin suratı bir tek beni mı geriyor? herhalde bir tek beni
geriyor olsa gerek, bize ne aslında elalemin empati, sempati ve haysiyet
yoksunu amerikalı televizyon şahsiyetinden?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder