bu sözcüğü ortaya atan* kişi, çocuk yuvasi*
kurumunun da mucidi olan "friedrich froebel" namlı şahıstır. bugün
adını bile hatırlamadığımız bu saygın eğitmen, ilgisiz ve sevgisiz bir baba, ve
de küçük friedrich'i kocasının ilgisi için bir rakip, evdeki otoritesine ve
gücüne bir tehdit unsuru olarak gören bir üvey anne ile büyümüş; çocukluk
yılları boyunca hiç arkadaş edinmesine izin verilmemişti. froebel en
nihayetinde erginlige ulaştığında ise doğal olarak uyumsuz, huysuz, (görünürde)
tembel, asi, ve de çevresinde hiç mi hiç sevilmeyen bir genç olup çıkmıştı.
çocukluğunda okuma yazmayı çözmekte zorlandıgı için gerizekalı damgası yiyen ve
de "bari eli iş tutsun" mantığıyla bir tanıdığın yanına marangoz
çırağı olarak verilen froebel'in hayattaki tek keyfi, ona huzur veren tek şey
ise ağaçların, çiçeklerin, böceklerin arasında dolaşmak, yani doğayla bir
olmaktı. neyse efendim, froebel doğayı sevmesine çok seviyordu, fakat bu onu
hayata bağlamaya pek yetmiyordu. marangozluk mesleğiyle meşgul olduğu yıllarda
feci bir depresyonla cebelleşen ve defalarca intiharın eşiğinden dönen herr
froebel'in (ve de bir anaokulunun eşiğinden geçmiş herbirimizin) kaderini
degiştiren ise erkek kardeşinin onu kitapların dünyasına sokması, hayatından
bezmiş froebel'i okumanın, öğrenmenin, araştırmanın hazzıyla tanıştırması oldu.
erkek kardeşi bununla da yetinmedi, froebel'in, göttingen'de eğitimini
tamamladıktan sonra, zamanın önde gelen eğitim teorisyenlerinden pestalozzi'nin
asistanı olmasını sağladı (ben de böyle bir abi istiyorum galiba.) pestalozzi
ile beraber "romantik eğitim" akımına öncülük eden froebel, ilk
okulunu öksüz yeğenlerinden beşini eğitmek amacıyla kurdu. froebel'in kurdugu
bu ilk okulun mottosu pek de mütevazi sayılmazdı: "insanlara özgürlüğü
öğretiyoruz"(bu arada bir parantez açıp şunu belirtmeli: "romantik
eğitim" kavramının aşk, meşk, veya cinsellikle hiçbir alakası yok, sex
education değil yani; burada bahsedilen klasisizmin tersi olan romantizm ve
"romantik eğitim" de "romantizm felsefesine uygun bir eğitim
anlayışı" anlamına geliyor. yani jean jacques rousseau'nun emile adlı
eserinde anlattığı, eski sistemin* sahteligini, yapmacıklığını, eşitsizliğini,
gereksiz formalitelerini reddeden; özgür, sorumluluk sahibi, ve aynı zamanda
vatana millete hayırlı bireyler yetiştirmeyi vaadeden; sevgi, sempati, hoşgörü
gibi kavramları ön plana çıkaran eğitim sistemi. bir başka deyişle, eğitim
sürecinin amacının bireyin özgür bir ortamda kendini keşfetmesi, doğal
yeteneklerini baskıdan arındırılmış bir ortamda ve öğretmenlerin rehberliginde
keşfetmesi ve geliştirmesi oldugunu öne süren eğitim anlayışı. kaldığımız
yerden devam edelim isterseniz şimdi.)
maalesef bu okul pek başarılı olmadı ve kapanmak
zorunda kaldı. fakat, hayattaki amacını bulduğuna inanan ve hızını alamayan
froebel, bu seferde şehirdeki en yoksul ailelerin küçük (bebeklikten yeni
çıkmış) çocukları için bir okul kurdu, ve icat ettigi bu yeni kuruma da
"kleinkinderbeschäftigungsanstalt" adını verdi. (inanır mısınız,
benim de çocukken yuvadaki takma adım
"kleinkinderbeschäftigungsanstalt" idi.) kağıt keserek şekiller
yapmak, oyun hamuru ile oynamak, hep birlikte şarkı söylemek, gibi anaokulu
günlerinizden hayal meyal hatırlayacağınız aktivitelerin bir çoğu ilk defa
froebel'in anaokulunda egitimin birer parçası olarak kabul gördüler, tabir-i
caizse müfredata eklendiler.
[edit: "kleinkinderbeschäftigungsanstalt"
sözcügünün anlamını merak edenler için söyle açabiliriz: klein: küçük, kinder:
çocuklar, beschäftigung: meşguliyet,anstalt: kurum, institut. yani, "küçük
çocukları meşgul etme kurumu"]*
"peki ya kindergarten sözcügü nereden
çıktı?" dediginizi duyar gibiyim (ya da yine gaipten sesler duymaya
başladım, ilaçlarımı ihmal etmemeliyim), hemen onu da ekleyip bitireyim bu
entryi: yukarıdan hatırlayacaksınız, herr froebel gençliginden beri doğa
aşkıyla yanıp tutuşmuş, huzuru doğada bulmuş bir insandı. anaokulunu kurduktan
3 yıl kadar sonra günlerden bir gün çocukları izlerken, "burası çocukların
doğadaki bir bitki gibi özgürce büyüyebilecekleri bir bahçe gibi olmalı"
diye düşünen froebel, bu metaforunu pek begendi ve de icat ettigi kurumun adını
"kindergarten", yani "çocuk bahçesi" olarak degiştirdi
(genç froebel'in doğa aşkı nelere ilham kaynağı olmuş görüyorsunuz; hem
ingilizce hem de almanca'da hala kindergarten/kindergarden ismiyle biliniyor bu
kurum.)
kindergarten sözcügünün etimolojik kökenleriyle hiç
alakası olmasa da şunu da belirtmek isterim*: gerek kömürlükte düştügümde
dizime saplanan - ve hala diz kapağımda duran - kömür parçacığı ile, gerek
zorla pelte yedirildiğimde bilerek ve isteyerek anaokulundaki en büyük halıya
kusmamla, gerek öğlen uykusuna yatmak yerine herkes uyurken müdire hanımla
cıktığım yürüyüşlerle (fesat olmayin), ve gerek ping pong'daki tüm anaokulu
çapındaki tartışılmaz şampiyonluğumla, pek eğlenceli ve pek unutulmaz bir
kindergarten tecrübem olmuştu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder