13 Aralık 2015 Pazar

William Edward Sing

çanakkale savaşı boyunca türk askerlerine yaka silktirmiş, türk ve alman subaylara ilallah dedirtmiş, anzak kuvvetleri arasında ise bir efsaneye dönüşmüş psikopat keskin nişancıdır.* 1943 yılında - karışının evi terketmesinin ardından - artık kendine bakamadığı için açlıktan (ve meteliksiz) ölmesi ise, bakış acınıza bağlı olarak, ya "isabet olmuş, gebersin pis katil" ya da "ülkesine bu kadar hizmet etmiş adamın layık olduğu son bu mudur?" diye düşündürebilir insani. pek sıradışı, daha açık konuşmak gerekirse, hasta ruhlu bir adamdı er william edward sing (arkadaşları "billy" derlerdi ona.) kızım olsa billy sing gibi bir adamla evlenmesine razı olmazdım açıkçası. öte yandan pusuya yatarak oyun oynarmışçasına bir keyifle 200'den fazla can alabilecek (hepsi gelibolu'da değil, anlatacağım) ve de bundan en ufak bir vicdan sızısı hissetmeyecek bir insanın da normal ve dengeli olmasını beklemek saflık olurdu herhalde. uzatmadan geçelim er sing'in oldukça tuhaf hayat hikayesine, korkunç icraatlarına, ve (bana göre) yine de hüzünlü sonuna.

avustralya'nin kuzey queensland bölgesinde doğup büyüyen billy, daha birinci dünya savaşı patlak vermeden önce bile çevresinde keskin bir nişancı olarak nam salmış, kasabasında başarılı bir kanguru avcısı (gülmeyin, gerçek bunlar) olarak haklı bir şöhrete kavuşmuştu. gavrilo princip'in arşidük franz ferdinand'a düzenlediği suikast sonucu birinci dünya savaşı çıkınca (tarihe at gözlükleriyle bakarım ben, hepsi princip'in sucu, ikinci dünya savaşı dahil), 28 yaşındaki billy sing de vatanperver bir avustralyalı olarak proserpine tüfek klübü'ndeki öğle yemeğini bitirir bitirmez (soslu tavuk, çoban salatası, kımız) gidip gönüllü olarak orduya yazıldı, ve de ingiltere'de eğitim, mısır'da hazırlık, tatbikat, vs. derken 2 şaban 1333 günü (15 haziran 1915 yani, ama daha o zamanlar miladi takvime geçmemiştik ki, anakronik olmak istemedim) sonunda gelibolu'ya ayak bastı ve de bağlı oldu beşinci hafif süvari alayı'na katıldı. ertesi günden itibaren de gözcüsü ion "jack" idriess ( billy sing'in kuzey queensland'den hemşerisi de olurdu) ile beraber türk askerlerine gelibolu'yu dar etmeye başladı, elinden geldiğince.

er sing ve er idriess şafak ağarmadan o gün için önceden seçtikleri noktaya yerleşir, bütün gün değiştirmeyecekleri pozisyonlarını alır, ve de günün sonunda her yeri zifiri karanlık kaplayıncaya kadar da kesinlikle oldukları noktadan kımıldamazlardı (mecburiyetten kaçışmak zorunda kaldıkları birkaç seferi saymazsak elbet), bu sayede de yerlerini belli edebilecek hiçbir hareketlilik olmamasını sağlarlardı. inanılmaz bir sabırla saatlerce sessiz ve de hareketsiz bekleyebilmesi, aynı anda hem mışıl mışıl uyuyormuşçasına sakin, hem de avını gözüne kestirmiş bir şahin kadar dikkatli olabilmesi, etkileyici özellikler olsa da, er sing'i diğer başarılı keskin nişancılardan ayıran bunlar değildi. keskin göz, sabır, soğukkanlılık, bunlar tüm keskin nişancılarda bulunan, en azından bulunması gereken, vasıflardı zaten. şöhretinin gelibolu'yu, doğu cephesini, hatta avustralya sahillerini aşıp, ingiltere ve amerika'ya ulaşmasına sebep olan ise, işine olağandışı derecede bağlı olması ve de tavşan avlar gibi insan katletmekten sapıkça bir zevk alması idi (tavşanseverlerden de özür dilerim bu arada, onları aşağılamak istememiştim.)

bir keresinde birliğinin komutanı binbaşı midgely tarafından kendisine "yav billy, doğruyu söyle, böyle soğukkanlılıkla adam öldürmek nasıl bir his?" diye sorulduğunda, "valla, bu paryaları, bu aşağılık yaratıkları [türk askerlerinden bahsediyor] öldürmek uykumun kaçmasına sebep olmuyor komutanım." şeklinde cevap vermiştir. er sing'in tek başına kaç subayı (12) kaç askeri (180+) şehit ettiğini, anadolu'nun her köşesinde kaç anayı ağlattığını düşünmek, benim uykularımın kaçmasına yetiyor açıkçası.

beklediklerinden çok daha dirençli ve azimli bir düşmanla karşılaşmanın şaşkınlığını ve paniğini yaşayan anzak kuvvetlerine moral depolamak amacıyla da olsa gerek, çanakkale savaşı boyunca er sing'in günlük başarıları askerler arasında ağızdan ağıza yayıldı, her geçen gün keskin nişancı sing'in efsanesi biraz daha büyüdü, ve sonunda er sing'in adı "gelibolu katili"'ne("the assassin of gallipoli") çıktı, ki bence gayet uygun bir takma isimdir. rüzgar sebebiyle hedef aldığı adamı değil, yanındaki askeri öldürdüğünde yanındaki generale dönüp gülümseyerek "bunu saymam, ona ateş etmiyordum." diyebilen bir adama başka ne isim takılabilirdi ki? öylesine hissiz/ öylesine kafayı sıyırmış bir insandı ki er sing, er günlüklerinden öğrendiğimize göre bir defasında bir türk subay ve birkaç asker gördüğünde, önce subayı dizinden vurmuş, sonra önün başına toplanan diğer askerleri teker teker ve ivedilikle başlarından vurmuş, onlar bitince de yerdeki subayı götürmüştü.


sing'in bu derece başarılı bir keskin nişancı olmasında kendi yeteneklerinin yanısıra, asker eksikliği yüzünden cepheye sürülen darülfünunlu türk askerlerinin toyluğu ve tecrübesizliği de önemli bir etkendi elbet. sinirlerine hakim olamadıkları için bir an siperden kafalarını kaldırıp anzak siperlerine gözatan erler, yanlarda bekleyen sniperlar tarafından avlanırlardı. gelibolu katili'nin gözcüsü idriess(yukarıda tanışmıştık kendisiyle) daha sonra anılarında gelibolu'daki sniper'ın dünyasını "bir sürü fare deliği olan bir duvarı seyreden kedi" şeklinde tanımlamıştı. "fareler ne kadar dikkatli davranırlarsa davransınlar, o kadar çok delik vardı ki, eninde sonunda düşecekleri bir anlık hata ölümleri oluyordu."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder