avrupa-merkezci filozof. günah mı, değil. hegel
felsefesini fosseptik çukuruna göndermemize sebep olur mu, olmaz. 19.yy'da
alman entelektüel seçkini olup, avrupa'yı herşeyin merkezinde görmek şaşırtıcı
mı, hiç değil. fikri arızaları niye tefrik edemeyiz bilmem. mesele, hegel
figürünün ne tür iktidar teknolojilerine hizmet etmiş, hangi entelektüel üretim
alanında ortaya çıktığını akılda tutarak düşünmek.
kendisinin dönemin sömürgeci-protestan entelektüel
üretim alanı içerisinde kurulmuş akademik habitus'unu deşmek, hegelcilerin
kutsalına küfür oluyor galiba. e adam böyle inşa edilmiş baba?
avrupalı-emperyalist zihniyetin içinden tefekkür eylediğini, bin türlü
metafizik dereden su taşıyarak inkar mı edelim? etmeyelim ki, ne diyor, daha
iyi anlayalım. çarhıma da germeyelim, başına hale de kondurmayalım.
...
avrupa sömürgeciliğinin beyaz-olmayan topluluklarla
ilişkisinin kapitalistleşmeye yeni başladığı bir dönemde yazar adamımız. ama
almanların ciddi bir sömürge gücü sahibi olmadığı bir dönemdir aynı zamanda,
hegel sömürgeci dispositif'in içinden, kendini sınırda bırakabilerek,
gözlemler. afrika'daki 1884-1896 arası alman sömürgelerinin prügelpolitik'i
(dayak politikası) henüz ortada yoktur.
hegel için "kara adam",
"afrikalı", "kindernation" mensubudur: siyahlar çocuksu
uluslara ait kimselerdir, düşünümsel olamazlar ve eylemlerine ahlaki anlamlar
veremeyecek kadar ilkeldirler:
"die neger sind als eine aus ihrer
uninteressirten und interesselosen unbefangenheit nicht heraustretende
kindernation zu fassen. sie werden verkauft und lassen sich verkaufen, ohne
alle reflexion daraber, ob diess recht ist oder nicht. ihre religion hat etwas
kinderhaftes. das hohere, welches sie empfinden, halten sie nicht fest;
dasselbe geht ihnen nur flüchtig durch den kopf..."[1]
bunların dinleri de çocuksudur. bazı yüksek
değerlere vakıf olabilirler ama bunları soyutlamalar halinde sabitleyemezler.
bunu beceremedikleri için fetişler üretirler, buna yaklaşmak adına. tanrılar
icat ederler, ama işlerine yaramaz hale gelince bunları bir kenara da
atabilirler (çok kral iş lan aslında). bu siyah abiler eğitilebiliyorlar
hegel'e göre, ama sağları solları belli olmuyor, "en korkunç,
ürkütücü" şeyler de yapabiliyorlar. ki, "kültüre doğru eğilim"
sahibi olmadıkları için, eğitilmeleri, eğitimlerinin kalıcı etkileri olması da
zor. durum böyle olunca, bir başka hegelci erdeme de haiz olamıyorlar:
ilerleyemiyorlar.
beyaz olmayan milletlerin inançları hakkındaki bu
varsayımlar, elbette ki, kurumsal olarak amerika kıtasındaki ispanyol yayılması
sırasında katolik kilisesi'nin tartışmalarına, oradan felsefeye bulaşıyor.
hegel bu incelemelerini "geographische
grundlage der weltgeschichte"de genişletmiş (vorlesungen über die
philosophie der geschichte başlıklı çalışmasında, "tarih felsefesi üzerine
dersler") . tanrı ve yasa gibi nesnelliklerin bilincine sahip olmayan
siyah adam, hegel'e göre, "doğal adam"dır, yani vahşi ortamda
yaşayan, evcilleştirilebilir olmayan. ki dini de buna delalet eder: büyüden
ibarettir ve herşeye kadir bir tanrı kavramından mahrum kalmıştır bu din.[2]
idolünü siyah adam kontrol eder; esirgeyen tanrı, bağışlayan tanrı
soyutlamasına ulaşamaz, teslim olamaz. insanın üstünde bir değer kabul
edilmeyince de, yamyamlık da yapılır, katliam da, hegel'e göre.
ama bir nüans katar hegel: siyahlar, diğer vahşi
halklarla karşılaştırıldığında, modern kölelik kurumunun ilerici etkileri
sayesinde, kulturmenschen haline getirilebilmişlerdir. kiliseler kurmuşlar,
rahipler çıkarmışlar, okuma-yazma öğrenmişler. öte yandan ispanyollar ve
diğerleri amerika'da yerlilere yüksek batı kültürü götürdüklerinde bu vahşiler
bir tek alkolizmi kapmışlar:
"die schwache des amerikanischen naturells war
ein hauptgrund dazu, die neger nach amerika zu bringen, um durch deren krifte
die arbeiten verrichten zu lassen; denn die neger sind weit empfanglicher fur
europaische cultur, als die indianer, und ein englischer reisender hat
beispiele angefuhrt, dass neger geschickte geistliche, aerzte u. s. w. geworden
sind (ein neger hat zuerst die anwendung der chinarinde gefunden), wahrend ihm
nur ein einziger eingeborner bekannt ist, der es dahin brachte, zu studiren,
aber bald am uebergenusse des branntweins gestorben war."[3]
işte zurna zırt diyor: hrıstiyan olabilen siyah,
kültür adamı olabilmiştir! tarihötesinden, dünya tinini yakalayarak, tarihin
içine girebilmiştir.
bunun karşısında, güney amerika'nın
"ilkellerinin" durumunu ümitsiz görür. bu coğrafyada "hayvanlar
bile insanlar gibi aşağılık bir durumdadır", yerlilerin duruşları bile
bozuktur, hrıstiyanlığı öğrenemezler, çocuk gibidirler. hatta, ispanyol kanı
taşıyan melezler (creoleler), soylu ve üstün ispanyol karakterinden zerre
etkilenmemiş gözükürler, ilkel atalarının töresini sürdürmeyi tercih ederler.
...
velhasıl, avrupalı, yüksek protestan ahlağı ile,
hegel'e göre, kölelik denen o sevimsiz kurumu ilga edebilir, köle ile kurduğu
ilişki avrupalıyı özgürleştirebilir. lakin hrıstiyan olamadığı müddetçe,
özgürleşen kölenin çocukluk hastalığından kurtulması, tarihe dahil olması,
mümkün gözükmüyor hegel'in gözüne. belli özelliklere sahip insanlar
evrenselliğe temas edebilir, belli özelliklere sahip olanlar için durum
ümitsizdir.
zira nedir, felsefenin tarihi de, tarih felsefesi
de, bize benzeyen insanların fikirleri hakkında olmalıdır. buradan hegel'i
lanetleyici bir ders değil, bu fikir üretim biçiminin (metateorik ayrıntıları
ne kadar seksi olursa olsun) yapısal koşullarını, değişimini anlayabileceğimiz
bir ders çıkarmak lazım. ya da şöyle bitireyim, benim kafam tarihsel-sosyolojik
çalışıyor, felsefe ile hasbi tefekkür ilişkisi kuramıyorum, o yüzden hegelciler
darılmasın.
...
[1] samtliche werke, der. hermann glockner
(stuttgart: fromann, 1927), x, 73-74.
[2] aynı derleme, xi, 138-139.
[3] xi, 123-124.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder